26 Mart 2012 Pazartesi

Ebeveynlere Uygulanan Modern Çağ İşkenceleri...

Evlat için yapılan fedakarlıklardan hep bahsedilir. Bir çocuğun olduktan sonra asla " Ben " diye birşey diyemezsin. Benim için ebeveynliğin birinci kuralı budur. Bu motto ile de hareket edince evladın için yapamayacağın, katlanamayacağın hiçbir şey yok gibi. Mesela baba olmadan önce Lost'ta ki Michael'a şerefsiz diyen ben Allah korusun o duruma düşsem bütün adayı katlederim :)

Sözün özü fedakarlıkta sınır yok, ama öyle bir mecra varki buna da sabretmek bir yerden sonra gerçekten zulüm haline geliyor; didaktik çizgi filmler.

Buyrun zulüm listemiz :


1- CAILLOU





Boynu altında kalası yazar Christine L'Heureux ve zonalara gelesi çizer Helene Desputaux tarafından yaratılan Kanada yapımı çizgi dizidir. Sırf bu sebepten İnsan Hakları Mahkemesi'nde yargılanmaları gerekir ama anladığım kadarı ile lobileri çok güçlü. Ulular ulusu hükümetinizden Kanada'ya nota vermelerini ve yaptırım uygulamalarını rica ediyorum. Ben vergimi veriyorum tamam mı adamım ?

Efendim Caillou denen kerameti kendinden menkul evladımız 4 yaşında bir erkek çocuğudur. Efemine bir babası ve ne iş yaptığı belli olmayan, arada bir evden çıkıp çocukları evde yalnız bırakan garabet bir annesi vardır. Rosie isimli kadersiz bir kızkardeş ve Gilbert adında keyif pezevengi bir kedisi vardır ki koca ailede içi dışı bir, sözüne güvenilecek tek kişi bu kedidir. Çizgi dizimizin konusu bu sabi sübyanın büyüme süreci, öğrendikleri. Bence esas amaç çocuk ve ebeveynleri hipnotize ederek birer robota çevirmek ve tüm dünyayı ele geçirmek.

İşin daha da komiği ülkemizde yeşil sermaye tarafından sahiplenilerek balık yağından süzme bal'a kadar envai çeşit ürünün çıkartılması. Yaşasın tüketim toplumu.

Fakat bir dedikodu var ki eğer gerçekse takdir etmek istiyorum ( Şaka yapmıyorum ). Caillou'nun Fransızca'da kelime anlamı " çakıltaşı ".  Bu kelime saçsız baş anlamında da kullanılıyormuş. Önce kitap olarak yayınlanmaya başlayan seride Caillou'nun saçı yoktur ve çizgi diziye de böyla aktarılmıştır. Amerika'da yayınlanan versiyonunda ise dizinin kahramanı bir lösemi hastası olarak lanse edilmiş ve dizinin konusu da lösemi hastası bir çocuğun yaşama sevinci olarak belirtilerek bu derde sahip miniklere biraz olsun moral vermesi hedef alınmış. Gelen olumlu yorumlarsa bunun başarılı olduğunu göstermiş.  Dediğim gibi eğer safsata değil gerçekse bu konuda çalışan kişileri yürekten kutluyorum.




2- PEPEE




Bu çizgi dizinin müzikleri ile bir büyük Tekirdağ devirmezsem adam değilim. Hem neşeli moduna hem bunalım moduna göre şarkıları var, çok acaip. İşin daha da acısı bu şarkıları Kıraç denen martıdan evrim ( attığı çığlıklar baabında, konserine bir gidin ne demek istediğimi anlayacaksınız ) bir sanatçı hazırlamakta. Koca kafa minik göz Pepee'ye kardeşi Bebe ve arkadaşları Zulu, Maymuş, Zuku ve Şila eşlik etmektedir. Klasik aile şablonunda yer alan annesi, babası, ninesi veeeee dedesi mevcuttur. Sırf bu dede için apayrı bir yazı yazmam gerek aslında. Muhtemelen abinin kafası sürekli güzel, böyle bir dedenin başka açıklaması olamaz.

Pepee'nin hikayesi ise şöyle;


" Pepee karakteri, konuşma zorluğu çeken 4 yaşında bir erkek çocuktur ve karakterin ismi Anadolu’da konuşma zorluğu çeken insanlara takılan “pepe” sözünden gelir. Pepee, çizgi film ilerleyen bölümlerinde konuşma güçlüğünü aşar ve düzgün konuşmaya başlar. " 


Senaryosu Ayşe Şule Bilgiç'e aittir. Gerçekter Türkiye'de özgün olarak üretilmiş, hoşa giden bir karakter diye düşünürken İspanya'dan gelen gol haberi şampiyonluk kutlamaları yarım kalmıştır; Pocoyo. Maalesef İspanya'da yaklaşık 7 yıldır yayınlanan bu çizgi dizi bir iki ufak değişiklik ile sıfırdan yaratılmış gibi piyasaya sürülmüştür. Gelişmiş Esinlenme, bir Türk medyası gerçeği...





3- HANDY MANNY ( TAMİRCİ MANNY )






Seni çizen mürekkepler kurusun, wacoom tabletler bozulsun inşallah. Söz konusu şahıs bir kasabada yaşayan bir tamirci ve konuşan alet, edevat ve avadanlıkları. Son derece bencil olan bu haysiyetsiz kişi kasabada bozulan tost makinesinden tuvalet musluğunu, uydu antenden sakız otomatına kadar her boku tamir eder. Dur bunu da diğer esnaf kardeşim yapsın, ben siftah yaptım o yapsın demez it herif. He bir de tornavidası, pensesi falan konuşuyor adamın, tavır falan yapıyorlar. Bir huysuzluklar bir çekememezlikler falan, iki rekat adam olun be. He bir de çocuklara ingilizce öğreticem diye Türkçe - İngilizce konuşması ar ki o konuya hiç girmeyeceğim. Öhm neyse sinir yaptık sanırım biraz. Disney Channel'ın kadrolu işkencecisidir, çocuğunuz olduğunda nasıl olsa tanışacaksınız rahat olun.










4- ÖZEL AJAN OSO






Kahramanımız, görevi çocuklara yatak yapma, tuvalete işeme, oyuncaklarını toplama, ayakkabı bağlamayı öğretmek olan bir gizli teşkilatın ajanıdır. Nasıl bir teşkilatsa uzay mekiğinden laser kılıcı dolma kaleme kadar her türlü teknolojiye ve ekipmana sahipler. Senin benim vergimle böyle oluşumlan destekleniyorsa yazıklar olsun, rızkımızdan kesip size veriyoruz be.


Bu teşkilatın mal ajanı Oso ise her seferinde türlü aptallıklarla rezil olur ve " Hepsi planın bir parçası * diyerek yırtmaya çalışır. Bu arada Tolga Çevik'in filmi " Sen Kimsin " 'in afişindeki spot cümlesinin de nereden geldiğini öğrenmiş oldunuz.

14 Mart 2012 Çarşamba

Efsane Telefonlar

Cep telefonları günümüzde '' sadece alo '' demenin çok çok ötesine geçti. Akıllı telefon devrimi ile ceplerimizde birer bilgisayar taşımaya başladık. Banka işlemlerini hallediyor, uçak bileti alıyor, yemek sipariş ediyoruz. Yerimizi bildirip izlediğimiz filmleri dizileri paylaşıyoruz. Egomuzu tavan yapmak için bakın ne kadar sosyalim diyerek paylaşımların bokunu çıkarıyoruz. 2500 liralık telefonuna kontür alamayan kardeşleri görüyoruz. Cep telefonumuz kadar prestijimiz var. Eskiden kurucu sulucu abilerimiz vardı, şimdi blackberryci, iphonecu, ioscu, androidci abilerimiz ablalarımız var.

Peki teknolojik anlamda bu düzeye nasıl gelindi ? Bugünkü canavarların atalarına şöyle bir göz atalım, zamanına damga vurmuş telefonları bir hatırlayalım.



Ericsson GH 337 

Sahra telsizini andıran Motorola  modellerinin ardından piyasaya çıkmış ve devrim yaratmıştır. Demir destekli  kasası ile taş gibi sağlam ve çok işlevlidir ( çivi çakma, ceviz kırma ). En büyük zaafı cebinizde ya da belinizde iken ( evet kemere asmak için aparatı vardı ve dışarıdan bakıldığında 9 mm. Parabellum taşıyormuş havası verirdi. ) unutup oturursanız antenini elinize alıyordunuz. He bir de mesaj alması ama cevap yazamaması gibi bir detayı var ki o kadar kusur kadı kızında da olur. Modifiye açısından inanılmaz esnek bir telefondu. anten ile gövde arasındaki plastiğin rengini değiştirerek çılgın kombinasyolar yapabilirdiniz ama en bombası ucunda ışık yanan anten takabilirdiniz çılgınlar evet :) Bu canavarı edinmek için zamanında 2000 dolareslere yakın paralar ödendiğini de unutmayalım lütfen.




Ericsson GH 688



Yukarıdaki uzay üssünün abisi ve benim de ilk telefonum. Kasa sağlamlığı, modifikasyon olanakları abisi olan 300 serisi ile aynı, artısı ise ekranı idi. Daha fazla satır sayısı ile çılgın grafikler. Şaka be şaka. Bu arada şöyle bir sahne düşünün. Bataryada tek tık kalmış, dışarı çıkmanıza bir saat var ve siz pili iyice bitirmek için cebinizden dükkan telefonunu çılgınlar gibi çaldırıyorsunuz. Çünkü pil tamamen bitmeden şarj etmeniz pilin ömrünü yiyor. Kıp kıp efektli tuş sesleri efsane idi. İnternetden nota indirerek kendi melodinizi yaratabiliyordunuz. Klasik nokia melodisini bu telefona ekleştirerek çok akıl almışlığımız vardır. madalya verdiler mi ? Hayır. Sırtında bombe olmayan  ince bataryasını satın alıp karizmanıza karizma katabilirdiniz. 






Panasonic GD70


Nam-ı diğer '' Dans Eden Telefon ''. Devrinin telefonlarında pek olmayan titreşim özelliği ile dikkat çekerdi. Telefonu dik şekilde masaya koyup dışardan aradığınızda titreşimin etkisi ile kendi etrafında dönmeye başlardı. Bir büyük rakıdan sonra peki ala karşısında el şaklatıp göbek atabilirdiniz. Yoksa biz mi çok abarttık o akşam bilemedim bak şimdi. Cem Yılmaz'lı radyo reklamları ise ayrı bir fenomendi.







Nokia 8110 


Kelimelerin kifayetsiz kaldığı an bu andır. Tasarımın zirve yaptığı üründür bu, inanın şaka yapmıyorum. Surat yapısına ve toto kavisine bu derece uyan başka bir telefon daha olmadı. Kaydırarak açılan kapağı ayrı bir karizma. Hele ki bu telefonun sahipleri matrix'in vizyona girmesi ile mutluluk gözyaşlarına gark olmuşlardır. Şu an sıfırını bulsam alır kullanırım o derece. Şöyle de bir reklamı vardı. berbere dikkat :)









Nokia 3210


Anten ve değiş tokuş kapak devrimine hoşgeldiniz. Alana kadar rüyalarıma giren, resmen takıntım haline gelmiş telefondur. Dünya üzerinde daha rahat bir tuş takımı üretilemedi inanın. Dünya çapında 160 milyon satış takamına ulaşmış ve geçtiğimiz yıl bir fransız firmasi tarafından tekrar üretilmeye başlanmıştır. Piyasada gittikçe yaygınlaşmasından sonra uyanık telefoncular tarafından içerisine titreşim aparatı takılması mümkün kılınmıştır. Bazı objeler hayatınızın en naif. en sorunsuz dönemlerini hatırlatırya hani, bu telefon kesinlikle onlardan biridir benim için.





Nokia 3310 

Kesinlikle bu listede bulunması gereken bir cihaz. yine antensiz, yine değişebilen kapaklar, yine klasik Nokia. Yanılmıyorsam babama 2003 yılında ikinci el aldığım telefon hala sapasağlam :) Tuş takımı rahatlığı açısından 3210'dan sonra ikinci sıradadır. Biraz ağırdır fakat candır. Kaselere fasulye yerleştirdiğin bir oyunu vardı, en zor seviyede telefon dakikalarca düşünüp öyle oynardı. Nokia'nın haftada bir abuk subuk model çıkarıp müşterisini enayi yerine koymadığı güzel zamanlardı ve symbian denen iğrenç işletim sistemi henüz yoktu.







Nokia 6110


Lambhorgini gibi ışığa göre renk değiştiren kasası ile dikkat çeken döneminin en üst düzey telefonu. Özellik olarak kardeşlerine göre aman aman bir artısı yoktu ama karizması tavandı. Kendisini hayal bile edemeyecek kadar pahalı olduğundan ilişkimiz hep seviyeli oldu.









Nokia NGageQD

Daha palm falan filan ortada yokken pda gibi kullandığım canım telefonum. Oyun konsolu - telefon kırması bir teknolojik afet. Bluetooth ile bağlanarak multiplayerlar, envai çeşit oyun, program, internet. En son hatırladığımda 3500 sms kayıtlı idi hafızasında ama zamansız bıraktı gitti beni. Kopyala yaıştır özelliği vardı dersem o zaman için nasıl bir makine olduğunu biraz anlatabilir belki size.







Samsung SGH600


Bu bebeğin sarı siyah bir modeli vardı ama fotoğrafını bulamadım. İşte uğruna kafayı yediğim, yatıp kalkıp hayalini kurduğum ama alamadığım tek telefon :) Kapaklı gövde, açılıp kapanır anten, grafik animasyonlu açılış gibi şimdi komik gelen ama o zamanlar telefonu fetiş objesi haline getiren bir çok özellik. Elinde olan varsa beni bulsun, iphone 4s ile takas edelim. Şaka be şaka otur yerine saf seni :)








İlk anda aklıma gelenler bunlar. Hacı şu efsane modeli unutmuşsun diyecekleriniz illaki vardır. Yorumlarınızda onları da belirtirseniz ekleyelim seve seve.


Eklenen Efsaneler :

Nokia 8210






Ericsson GH388