29 Şubat 2012 Çarşamba

Ryan Giggs



Bazı mahallelerde bazı abiler vardır. Ne zaman gitsen oradadır. Aradan yıllar geçse de o abi olanca heybeti ile orada durur. En fazla saçları birazcık kırlaşır, gözaltları torba olur ama o abi oradadır, oturduğu sandalyeye kıçının kalıbı çıkmıştır, adres tariflerindeki birincil obje olmuştur '' şu bakkalın önünde oturan abiyi görüyor musun, heh işte onu geçince sağa dön '' ama hala oradadır.

Bu yazımızın konusu Ryan Giggs de işte tam olarak böyle bir abimiz. Manu'da profesyonel takımda 21. yılını geçiriyor. Forma giydiği yıllar boyunca tam 131 oyuncu giyip çıkardı kırmızı formayı. Güncel rakamlar dudak uçuklatıcı, buyrun :

12 Premier Lig Şampiyonluğu

4 FA Cup Şampiyonluğu

1 FA Youth Cup Şampiyonluğu

2 Lig Kupası Şampiyonluğu

5 Community Shield Şampiyonluğu

2 Şampiyonlar Ligi Şampiyonluğu

2 Kıtalararası Kupa Şampiyonluğu

1 UEFA Süper Kupa Şampiyonluğu

Bunlar takımla birlikte kazandığı başarılar. İnanılmaz bir kariyer. Fakat bunun yanında kendisi ile ilgili öyle detaylar var ki insanın hayranlığını kat kat artırıyor;

- Klüp kariyeri boyunca hiç kırmızı kart görmedi.

- Şu an Premier Lig'de bulunan 11 takımın toplam maç sayısından daha fazla maçta forma giymiş durumda.

- Premier Lig kurulduğundan beri her sezonda golü olan tek oyuncu.

- Şampiyonlar Liginde ardı ardına 12 sezonda gol kaydedebilen tek oyuncu.


Peki bu müthiş kariyerin bir sütçü sayesinde başladığını söylesem ne düşünürsünüz ? Hayır hemen annesinin günahını almayın :)

Grosvenor İlkokuluna süt teslimatı yapan bir adam faturalarını beklerken sahada futbol oynayan çocukları izlemektedir. Gözü kıvırcık saçlı zayıf bir çocuğa takılır, takılmakla da kalmaz hipnoz altındaymışçasına onu izlemeye başlar. Tarihin dönüm noktaları aslında ne kadar basit tesadüflerle yaratılıyor. Ryan'ı görür görmez etkilenen bu kişi, ek iş olarak sütçülük yapan, Manchester City futbolcu izleme komitesinde görevli Dennis Schofield'dır. Ryan'ı hemen City altyapısına götürür. Forma giydiği ilk maçta M. City 9 -1 yenilir ama maçın adamı Giggs'dir. Daha sonra Manchester City yıldızlar deneme maçında 6 gol atarak takıma seçilir.

Fakat iflah olmaz bir United taraftarı olması ve City tesislerine United forması ile gelmesi sebebi ile bir çok sorun yaşar. O da City formasının altına Manu forması giyerek sorunu çözer.

Sorunun temelli çözümü ise bambaşkadır. Old Trafford'un güvenlik şefi olan Harold Wood, Giggs ailesinin de yakın dostudur. Ferguson'u bu genç çocuğu denemesi için ikna eder. İkna etme sırası şimdi Giggs'dedir. United'ın pilot takımı Salford Boys ile bir hafta çalışır ve Manu ile yapılan hazırlık maçında 3 gol ve 1 asist ile takımını 4-3 galibiyete taşıyarak ikna meselesinin kendi kısmına düşen kısmını mükemmel bir şekilde halleder.

Bunun ardından Alex Ferguson'un eve gelerek aile ile görüşmeleri milyarlarca kez anlatılan bir olay olduğu için oraya girmiyorum.

17 yaşında profesyonel sözleşmeye imza atmıştır ve çıktığı ilk idmanda takımın büyüklerinin ( Robson, Pallister, Parker ) dikkatini çekmekle kalmaz, aynı mevkiyi paylaştığı büyüklerinin korkmasına dahi yol açar.  O derece ki George Best ile ciddi ciddi kıyaslanmaya başlar.

1991 Yılının mart ayında ilk kez giydiği a takım forması ile Everton'a karşı mücadele eder. İlk onbirde çıktığı ilk maç ise ironik bir şekilde Manchester City'ye karşıdır.

Şu an Giggs 38 yaşında ve sözleşmesi bir yıl daha uzatıldı. Türk futbol tarihi için aşırı derecede anlamsız ve gereksiz bir adam. 30 yaşında başlayan yaşlandı artık bırakması gerek empozelerinden, noel tatili öncesi bilerek kart gören yabancılarımızdan, söylediği lafın milyonları galeyana getireceğindin bihaber yöneticilerimizden, yayıncı kuruluş istese anahtarını teslim edecek federasyonumuzdan memnunduk halbuki biz, nereden çıktı bu kariyeri boyunca tek kırmızı kartını milli maçta görmüş, 38 yaşında takımını galibiyete taşıyan, disiplin ve iş ahlakı dolu adam ? Çok ters bize çok...




kaynaklar :

http://aliece.blogspot.com/

http://futbolunilahlari.blogspot.com/

http://tr.wikipedia.org/wiki



23 Şubat 2012 Perşembe

Yitip Giden Yetenekler - 1

Büyük potansiyel vaad eder iken yok olup giden oyuncuları elimden geldiğince tanıtacağım bu yazı dizisinde ilk isim; Richard Dumas.

Yıllardır bir çok maç izledim, bir çok play-off ve final serisi izledim. Ama çok azı bütün olarak Bulls - Suns 93 finallerinin verdiği hazzı vermiştir. Basketbolu kısırlaştırmadan da taş gibi savunma yapılabileceğini gösteren, hücumda gözü kapalı güvenebileceği sadece iki isme sahip olmasına rağmen üçgen hücum ile inanılmaz bir sistem oturtan Bulls ve tempolu oyunun o dönemki kitabını yazmış, Barkley gibi ( pozisyonunda ki en kısa adamlardan biri olmasına rağmen ribaund ve sayı makinesine dönüşen ve maalesef kariyerini yüzüksüz noktalayan efsane ) bir süper yıldıza, Dan Majerle gibi nokta atış yapan bir şutöre, Kevin Johnson gibi efsane bir oyun kurucuya sahip Suns.

Maçları Eurosport'dan takip eden arkadaş grubumuz için en acı verici maçlardan biri  5. maçtı. Bizi darmadağın eden şey Bulls'un evinde kaybetmesinden öte Gökhan'ın babasının sırf bizi kızdırmak için fanatik bir Suns tarafına dönüşmesi ve atılan her sayıda " langırrttt, çaktı bizim çocuklar " gibi sevecen nidalar ile bizi sinir krizlerine sürüklemesidir. Bir de sahada 21 numaralı formasıyla coşan Richard Dumas.

19 Mayıs 1969 Tulsa - Oklahoma doğumlu kısa forvet. Kolej kariyerini Oklahoma State Univercity'de geçirmiş ve 1991 yılında 46. sırada Phoenix Suns tarafından draft edilmiştir. Fakat daha draft edildiği yıl uyuşturucu sebebi ile Nba yönetimi tarafından ligden uzaklaştırılmış ve o sezonu İsrail'de Hapoel Holon takımında geçirmiştir. Avrupa kupasında son 16ya kalınan ve ligde hayal kırıklığı yaşanan bir yıldan sonra 92-93 sezonunda Phoenix'e geri dönmüş ve 48 maçta 15.8 sayı / 4.6 ribaund ortalamaları ile 62-20 galibiyet oranı tutturarak tüm serilerde ev sahibi avantajı ile play-off'lara giren Suns'ın önemli parçalarından biri olmuştur. Play-off'larda da 10.8 sayı ve 2.8 ribaund ortalamalarını yakalamıştır.

Doğal olarak Nba final serilerinde Bulls'un karşısına çıkan her takım gibi evlerine yüzüksüz döndüler. Suns taraftarları bir dahaki yıl görüşeceğiz diyorlardı. Çünkü kadro tecrübeli yıldızlar ve yetenekli gençlerin mükemmel bir karması idi. Özellikle Dumas gözü kara oyunu, yenilgiden hoşlanmayan yapısı ile Suns taraftarlarının en büyük güvencelerinden biri haline gelmişti. Özellikle 5. maçta Jordan'a yaptığı blok ve ardından gelen smaç ile ses getirmişti.





Peri masalı kısa sürdü. Uyuşturucu sebebi ile 1995'e kadar rehabilitasyon gördü. Phoenix koçu Paul Westphal bir röportajda " Richard kafası iyi iken oynamanın kendisine seviye atlattığını ve madde kullanmadan oynayamayacağını düşünürdü " açıklamasını yaparak durumun vehametini biraz olsun gözler önüne sermiştir. 95 yılında Phoenix'e geri dönerek 15 maçta 5.5 sayı ortalaması ile Philadelphia'ya takas oldu. Yeni bir umut idi bu, çünkü head coach'u daha önce uyuşturucu ile savaşarak kazanmış ve bu bataktaki oyunculara umut ışığı olan John Lucas idi. Lucas'a rağmen Dumas'ın içine düştüğü karanlıktan kurtulmak için bir çabası yoktu. 39 maçta 6.3 sayı ortalaması ile Nba kariyerini bitirip Avrupa'ya doğru yol aldı. Yunanistan, Polonya ve Amerika'ya dönüp U.S.Basketball League'de oynadıktan sonra 2003 yılında emekliliğini açıkladı.

Kendisine kariyerinin en unutulmuz anı sorulduğunda;

" En unutulmaz an, cevabı gayet kolay. Finallerin beşinci maçında Jordan'a yaptığım blok ve pozisyonun devamında yaptığım smaç. MJ faul olduğunu iddia ediyor ama kesinlikle temiz bir bloktu ". cevabını verir.


Sizi bilmiyorum ama şu son satırlar ciddi şekilde üzülmeme sebep oldu. Düşünsenize; yıllarca sürecek başarılı bir kariyer, anlatılacak binlerce özel an yerine sadece 20 saniye süren ve tüm ömrü boyunca ulaşabildiği en üst seviye olan tek bir an. Uyuşturucuya feda edilmiş bir kariyer, harcanmış bir yetenek, bir ömür.

Richard Dumas bu örneklerin ne ilki, ne de sonuncusu olacak.






20 Şubat 2012 Pazartesi

Nba'de Çılgın Atanların Gecesi

Düşünün Nba'de oynayan bir Türk oyuncusunuz. Çift haneli sayı ortalamasına çok şükür diyecek düzeydesiniz. Yeteneklisiniz ama bulunduğunuz takım ve oyun stili ve oynadığınız pozisyondaki diğer oyunculara kıyasla hayvani bir fiziğe sahip olmamanız itibarı ile 20 sayı 10küsür ribaund ortalamasını yakalamanız imkansız. Böyle bir durumda bir gece coşuyorsunuz ve 29 sayı 25 ribaund, evet yanlış okumadınız tamı tamına 25 ribaund ( 13 hücum - 12 defans ) alıyorsunuz. Heyt babalar yarın nba.com'da ilk haber benim diyorsunuz doğal olarak. Nereden bileceksiniz insanlık dışı performansların neredeyse hepsinin o geceye sığacağını. Buyrun Ersen'dan başlayarak bu çılgın geceyi inceleyelim.

Ersan İlyasova ( Milwaukee Bucks 92 @ NewJersey Nets 85 )


Milli takımdaki insanüstü oyunlarına alışıktık ama Nba'de beklenen dudak uçuklatıcı oyunu için biraz beklememiz gerekti. Yukarıdaki paragrafta dediğim gibi fiziksel dezavantajlarını oyun bilgisi ve ribaund sezgisi ile mükemmel kapatıyor. İnşallah sağlam kadrolarla zirveye oynayan bir takımda izleriz. Allah her Türk basketbolcusuna Mehmet Okur şansı nasip eylesin. Şöyle bir sayılar arasında turlayalım :

son 30 maç sayı ortalaması 10.1, ribaund ortalaması 8,5
son 10 maç sayı ortalaması 14 , ribaund ortalaması 11,3
son 5 maç sayı ortalaması 18 , ribaund ortalaması 12,8
( istatistikler için eksisözlük yazarı gozluklu ispartakus'e teşekürler )

Görüldüğü gibi son maçlarda zaten artan bir performansa sahip. Bogut'un sakatlanmasını iyi değerlendirmiş gözüküyor, umarım bu çizgide devam eder. 


Kevin Durant, Sergei Ibaka ve Russell Westbrook ( Denver Nuggets 118 @ Oklahoma City Thunder 124 )


Efendim bu üç Oklahoma oyuncusu maçtan önceki son yemekte hayvan eti yemiş, bunun başka özeti olamaz. Buyrunuz :

Kevin Durant : 51 Sayı - 8 Ribaund - 3 Asist
Russell Westbrook : 40 Sayı - 4 Ribaund - 9 Asist


Yani iki kişi toplam 91 sayı atmış. Takımın attığı toplam sayının neredeyse %73'ü. Hayır Durant zaten Nba'in durdurulamaz skorerleri arasına zaten uzun süredir girdi ama sana ne oluyor Westbrook :)

Bitti mi ? Hayır. Oklahoma'da bu iki kişi yetmezmiş gibi bir de Ibaka mevzusu vuku buldu dün gece. Buyrun, dikkatinizi çekecek bir şey var mı istatistiklerde :










Sergei Ibaka : 14 Sayı - 15 Ribaund - 11 Blok

Evet tutmayın kendinizi, ilk gördüğümde benim de yaptığım gibi bir oha koyverin gitsin. Triple double ama blok ile. 11 Blok, bir maçta nasıl ya. Bir sezon boyunca 11 blok yapamayan power forwardlar, pivotlar gördü bu lig. Maşallah diyelim de zaten kabzımal dolu bir ligde arada ışıldayan bir kaç adamdan da olmayalım.








Jeremy Lin ( Dallas Mavericks 97 @ Newyork Knicks 104 ) 

Nba Marketing dehasının yeni yıldızına hoşgeldin diyin. Bu cümleyle sakın Lin'i küçümsediğimi sanmayın. Carmelo ve Amare'nin yokluğunda takıma 10da 9 yaptırmak her baba yiğidin harcı değildir. Ama NY yerine Bucks'da Ersan ile yer değiştirseler o lakap Lin-sanity değil Ersan-ity olurdu. Son maçta yine sazı eline alarak 28 sayı 14 asist ve 4 ribaund ile oynamış. Dönemlik yıldızlar sınıfına girmeden bu oyununu korursa lig müthiş bir pg kazanmış olur.


Son olarak; 

Şimdi siz söyleyin ilk paragrafta anlattıklarımda haksız mıyım ? Ersan'ın kariyer gecesinde milletin çılgın atacağı tuttu :) Şaka bir yana uzun zamandır keçi boynuzu gibi yan olan lig bu performanslar ile biraz coşar da izlenmeye devam eder. Yoksa Stern Mars'tan oyuncu getirip oynatsa ratingleri zıplatamayacak gibi duruyor.



9 Şubat 2012 Perşembe

Touch ( Yeni Dizi )


Efenim dün gece ilk bölümünü seyrettiğimiz dizidir, buyrun yorumlarımız :

Öncelikle " ya aynı mercury rising konusu " diyen ergenlere çüs diyorum. Otistik çocuk ve yetişkin adam gördün diye yapıştır ergen eleştirisini, yok öyle birşey, hatta uzaktan yakından alakası yok. Sandalyeyi biri icad etti diye dünya üzerinde farklı sandalyeler yapılmayacak mı artık ?

Mevzumuz otistik bir çocuk ve babası, çocuk sayılarla çok derinden haşır neşir, elektronik eşyaları söküp tamer etmekten keyif alıyor. Dizi ilk bölümü itibarı ile sıfır aksiyon ama bin saniye sıkmıyor. Irak ( sanırım ), Hindistan, İrlanda, Japonya, Amerika'daki insanların öyle güzel bir şekilde bağlıyorki hayran kalıyorsunuz. İlk bölüm itibarı ile keyifliydi fakat ana bir senaryo yoksa, her bölüm ayrı hikaye tadında ise işi zor.

Kiefer baba 24'deki rolünden çok çok uzakta, dayak bile yiyor düşünün yani.

Bir şans vermeye değer, bir süre takibinde fayda var.