10 Haziran 2017 Cumartesi

İnsan, Hayvan, Huzur, Ölüm...



Sevgili Nazan Aşkalli’nin bu fotoğrafını gördüğümde bu yazıyı yazmaya mecbur hissettim kendimi. Çünkü uzun süredir içimde birikenleri artık paylaşmaya ihtiyacım var.

Çocukluğumdan beri hayvanlarla içiçe büyüdüm. Hayır ormanda goriller yetiştirmedi beni, suratındaki o hınzır tebessümü kes J Kendimi bildim bileli evimizde ya da bahçemizde hep bir hayvan dostumuz vardı. Tavşan, Kedi, Köpek gibi klasik evcil hayvanların yanında canlara saygı göstermeyen ve eziyet edenlerin elinden çekip aldığımız atmaca, maymun gibi sıradışı dostlarımız da oldu. Mahallemizin kadrolu kedileri ve köpekleri oldu hep, birlikte büyüdük. Çocukluğumuz ve ilk gençliğimiz o köpekleri vurmaya ( evet yanlış okumadınız eskiden sokağın ortasında av tüfeği ile vurulurdu bu canlar ) çalışan belediye çalışanları ile mücadele ile geçti. Birkaçını kurtarsak da bir çok can  gözümüzün önünde hayatını kaybetti. Yaradılanı severim yaradandan ötürü diye ortada dolaşan insanlar bunların girdiği eve melek girmez diyerek tekmeledi o masumları. Genlerimize işleyen ikiyüzlülüğün basit bir yansıması.

Amcam avcı idi. Bir av köpeği aldı ve bunu sen büyüteceksin dedi. Sorumluluk öğrenmek için gerçekten harika bir yol ve amcamın yaptığı nadir akıllıca hareketlerden biri idi. İsmini TEK koydu. Bakmaya doyamayacağınız bir seter idi. Vücudu beyaz, kulakları sarıya çalan bir kahverengi. Ben yetiştirdim onu, ilk geldiğinde koynumda yatırdım. İshal yüzünden ölüm tehlikesi vardı çünkü. Sonra apartmanımızın arka tarafında bulunan ve devasa bir bahçeye sahip eski Papaz Okulunda yaşayan Ermeni komşularımızdan izin alarak bahçeye bir kulübe, etrafına bir çit ve üstüne de çatı yaptık. Böylece hem gezebileceği bir alan oluştu hem de kaçma riski ortadan kalktı. Her gün okula gitmeden ve okuldan gelince yemeğini verir, evini temizler ve gezdirirdim. Tabiki bu köpeği benim yetiştirmem sonucunda onu av için kullanmak isteyen amcamın planları da suya düştü çünkü ava gittiğinde tüm istediği oyun oynamaktı J Avı spor olarak adlandıran katillere yardım ve yataklık etmediği için gurur duydum J Bu arada yanlış anlaşılmasın av’dan kastım keyif için öldürmektir. Avcı toplayıcı atalarımızın yaptığı şey değil eleştirdiğim. Hatta bu konuda amcamla bir çok kavgamız olmuştur. Av’a spor diye yaklaşmaya devam ettikçe ben de tersini savundum hep. Bu nasıl bir spor ki elinde son teknoloji silahlarla, tek derdi yaşamak olan masum hayvanları katlediyorsun.

Gelelim nadir örnekleri haricinde insan denen canlıyı neden aşırı tehlikeli ve iğrenç bulduğuma;

Aradan yıllar geçti, TEK yaramazlıklarına devam etti. Sinirden beni ağlatıp sonra geldi yüzümü falan yaladı defalarca. Can dostum idi o benim. Sonra bu masum hayvan ( bugüne kadar kimseye anlatmadım ) bir gece tecavüze uğradı. Yukarıda merkez komutanlığında görev yapan bir kaç asker tarafından. Köpek, insan, tecavüz. Bu kelimelerin normal bir cümlede yan yana olması mümkün mü ? Üzüntüden, sinirden ve çaresizlikten kahroldum. Sonra bir dönem bir deri rahatsızlığı çekti TEK ve canı çok yandığından geceleri mızıklıyordu. Balkona çıkıp konuşarak ya da yanına gidip severek susturmya çalışırdık. Sağolsun hiç bir komşumuzda şikayet etmedi, biri hariç. Oldukça nüfuzlu olan bir avukat bizi şikayet etti ve sürecin sonunda dostumu bir başka bahçeye, bir başka eve taşımak zorunda kaldık. Haftasonları gidip görebiliyordum artık. Beni her gördüğünde deliriyordu sevinçten. Bir gece kaçıp eve geldi, araba ile geri götürürken amcama yalvarıyordum ne olur götürmeyelim diye ama bir işe yaramadı. Bir sure sonra TEK’in öldüğü haberi geldi ve bütün gece ağladım, içim acıyordu. Kendimce intikam almak için gidip o adamı ve oğlunu patakladım ama ne fayda.

TEK’in özlemi hiç bitmedi içimde. Başta da bahsettiğim gibi, bu fotoğrafı gördüğümde içimde birşeyler kıpırdadı;

Bir insan neden bir hayvanı öldürür? Yani burada vegan – etçil tartışması açmak istemiyorum. Demek istediğim kendi halinde yaşayan ve sana bir getirisi ( beslenme vs. ) olmayan bir hayvanı neden öldürürsün ya da eziyet edersin. O hayvanın da senin kadar hatta senden fazla yaşama hakkı varken üstelik.

Bunun üstüne çok düşündüm ama okuduğum bir kitap bana biraz ışık tutu. Hayvanlardan Tanrılara- Sapiens, yazarı Yuval Noah Harrari. Kesinlikle okumanızı tavsiye ediyorum. Evrim diyince tüyleri diken diken olanlardansanız okumayın tabi ama bu başka bir yazımızın konusu.

Modern insan olarak adlandırılan Homo Sapiens bugüne gelene kadar Neandertal, Homo Erectus, Homo Soloenseis, Homo Floresiensis, Homo Rudolfensis, Homo Ergaster, Homo Denisova gibi bir çok akrabasını ekarte etti. Tıpkı Aslanlar, Leoparla ve digger büyük kediler Panthera cinsinin altında farklı türler ise ( mesela aslan – panther leo ) yukarıdaki örnekler de insan cinsinin farklı türleri idi. Bunlar zaman içerisinde yaşadıkları coğrafyanın ve Sapienslerin katliamı sonucu yok olup gittiler. Geriye beynini daha esnek kullanan, el becerisi ve aletler geliştiren, bulunduğu her ortama çok çabuk adapte olabilen Homo Sapiens kaldı.

Teolojik konulara girmeden devam etmek istiyorum çünkü dipsiz kuyuda değil, güzel sakin akan bir derenin kenarında devam edelim sohbetimize.

Ve bu sapiens kardeş gün be gün gelişerek dünyanın kendine ait olduğu düşünmeye başladı. Doğal döngünün içinde değil tepesinde olduğunu düşündü ve öyle de davrandı. Milyonlarca yıllık evrimle o günkü yeteneklerine ve kapasitelerine ulaşan doğa ve hayvanlarla arasındaki farkı ışık hızı ile kapatıp öne geçti. Bulunduğu yerden, hiç gerilmeden 5 metre ileri ve 3 metre yükseğe sıçrayabilen bir aslanı yarım saniyede öldürebilecek silahlar keşfetti. Adım attığı her yere ölüm ve yıkım götürdü. James Cook’un Yeni Zelanda ve okyanusya civarını keşfinden evrenin tarihini göz önüne aldığınızda göz açıp kapayıncaya kadar denebilecek sürede o bölgedeki neredeyse tüm hayvanların nesli tükendi, yerliler ise katledildi. Ama doyamadık; Güney Amerika, Kuzey Amerika, Afrika’da da Homo Sapiens cinsdaşlarımızı katlettik ya da köle yaptık. Pırıl pıril parlayan sarı bir madde, ya da yoğun akışkan kahverengi bir sıvı için.

İşte bu ruh hali ile şu fotoğrafta yatan güzelim canlıya bakış açısını yorumlamak benim için çok zor. Ben burada sonsuz bir güzellik, masumiyet ve saflık ile yatan bir anne görüyorum. Fakat başka birisi duvarında sergileyeceği ya da şöminesinin önüne atacağı bir post görüyor. En az senin kadar hatta senden fazla yaşamaya hakkı olan bir canlı için nasıl hastalıklı bir yaklaşım bu. Biz modern insanlar neden dünyanın tek hakimi ve sahibi gibi davranıyoruz, bu kibirin sebebi ne ?

Uzattığımın farkındayım kusura bakmayın ama ne olur bari gelecek nesilleri kurtaralım. Çocuklarınızı insan ve hayvansever olarak yetiştirin. Sokaktaki kedi köpekle altalta üstüste oynasın korkmayın. Kedinin kuyruğuna teneke bağlayan çocuklarla kavga etsin korkmayın. Hayvanlara değer veren kişi zaten insan olmanın onurunun kıymetini bileceğinden insana da değer verir korkmayın.

Ben Talay Gürsoy, bugüne kadar hayatımda hep bir hayvan dostum oldu, ölene kadar da olacak. Daha iyi bir dünyanın tek yolu canlılara saygıdan geçer ne olur unutmayın.

Kalın sağlıcakla.