Sanırım Fenerbahçe'li olmanın gereklerinden biri normal şartlarda bir taraftarın 8 jenerasyon boyunca yaşayabiyeceği gariplikleri 20-30 yıllık bir periyoda sığdırmak oluyor. Az sonra okuyacağınız yazı bu gariplikleri, o olaylara yapışıp kalan şarkılarla anlatmak amaçı ile kaleme alınmıştır. Yazar hayatının her evresinde kendi ile dalga geçmeyi çok iyi bilen, bunu takımı içinde yapabilen eğlenceli bir kişiliktir. Yemek yemek için oturduğu lokantada yanyana gelen sarı ve kırmızı tuz/karabiber ikilisini masanın en uzak noktalarına koyarak ayıran, sarı ve kırmızı renk içereceği için dövmesini renkli yaptırmayan, logo rengi sebebi ile ömrü boyunce elesse markasından uzak durmuş hasta bir Fenerbehçe'lidir. Bu sebeptendir ki sen Fb'yi aşağılıyormusun diye yorum yapmaya kalkmayın, kalbinizi kadıköy'de sahaya çıkmış anadolu takımı gibi harcarım :) Bu sadece bir taraftarın eğlenceli profilidir.
Herşey çocukken başladı, her Türk erkek evladı gibi ailesinin güdümü ile takım tutanlardanım, ama öyle bir sevdaya dönüştü ki ailemin yol göstermesi önemsiz bir detay halini aldı. 4 kupalı sezonları babamızdan dinledik, 103 gollü efsane sezona bizzat tanık olduk, 4-3lük Galatasaray maçını dakika dakika yaşadık, başarılarla sevindik. Yeri geldi gözyaşı döktük, Kadıköy'de Aydın'dan 6 gol yediğimiz günü de yaşadık, Beşiktaş'a yıllarca diş geçiremediğimiz zamanları da. Hatta bir gün, kaybedilen bir derbi sonrası eve gelip sesimi yükseltemediğim amcama " Neden beni Fenerbahçe'li yaptınız, acı çekiyorum sayenizde " diye bağırdığım bile oldu. Bu hissi ancak takımına aşık Fb, Gs ve Bjk'li kardeşlerim anlar.
Ama asla değişmeyen iki kural vardır :
1- Yeryüzündeki en saçma sapan olaylar daima bizim başımıza gelir.
2- Her şampiyonluk sonrası sevincimizi gölgeleyecek bir olay mutlaka olur.
Yazımızın konusu 1. madde, 2. madde bir sonraki yazı inşallah.
Gelelim şarkılarımıza ve olaylarımıza :
14 MAYIS 2006 DENİZLİSPOR - FENERBAHÇE
2004 yılında ve en büyük rakibimizin 100. yılına denk gelen 2005'deki şampiyonluğumuzdan sonra tarihimizdeki ilk ardarda 3. şampiyonluk hedefi ile çıktığımız maçtır. Galibiyet şarttır ve Denizli de düşme hattındadır. Galibiyetten emin kankalar Talay, Can ve eşi Hande ile tüm hazırlıklar tamamdır. Biralar, cipsler, formalar, bayraklar. Maç başlar, beklenen gol bir türlü gelmez. Can'ın saniyelik ruh değişimleri ( atak yerken gitti şampiyonluk, atağa kalkarken koyduk olm şampiyonuz nidaları ) arasında ilk yarı biter. İkinci yarı yenilen golle vücut 850 kiloluk bir külçe gibi koltuğa yığılır. Tuncay'ın golüne hadi be olm diye bir umut beslenir ama maçın sonu yaklaşmıştır. Derken hala içimi acıtan o pozisyon gelir. Denizli defansı büyük bir hata ile topu kara boğamız Appiah'ın önüne indirir. Kalenin sa çaprazında, altıpasa çok yakın bir yerde sol ayağına denk gelen şutu çıkarır Api, ve top kalenin sağından dışarı çıkar. Eğer o top sağ ayağa gelse idi bugün bu yazı yazılmayacaktı, hala canım acıyor o pozisyonu hatırlayınca.
Neticede ebedi dost Gs kısıtlı kadrosu ve maddi sorunlarına rağmen şampiyonluğu yakalar. Fenerbahçe taraftarları için acı dolu hafta şu şarkı ile başlar :
Özay Gönlüm Denizli'nin Horozları
Zaman herşeyin ilacıdır ama o acı taze iken arkadaşlarınızın bu şarkıyı dillerine dolamaları hiç adil değildir hem de hiç. Bir daha Can ile maç izlememeye yemin edilerek dosya kapatılır ve 2012 yılı itibarı ile hala Can ile maç izlenmemektedir, Hande ile de tabiki.
16 MAYIS 2010 FENERBAHÇE - TRABZONSPOR / BURSASPOR - BEŞİKTAŞ
100. Yılımıza denk gelen 2007 şampiyonluğumuzdan sonra verdiğimiz arayı bitirmek istiyorduk. Bu molada bir kere Gs, bir kere de klasikleşmiş " 5-7 yılda bir aradan çıkıp şampiyon olmalıyım " mottosunun sahibi üçüncü büyüğümüz Bjk şampiyon olmuştu. 2010'un farkı ise bu sefer bir anadolu takımı ile çekişmemiz idi. Son hafta gelip çattığında beynimizin bir köşesinde 2006 travmasi ile maç saatini beklemeye başladık. Kadıköy'de dövme yaptıran kardeşim Onur ile telefonlaşıldı, maç bitimi Onu da alıp tura çıkılacağına dair planlar hazırlandı. Maçı laptopdan izlerken tv'de de Bursa maçının skoru ekran köşesinden takip edilmeye başlandı. Daniel " Emrah " Guiza'nın golü ile öne geçtiğimizde ise ne travma kaldı ne Denizli. Bir taraftarın yapabileceği en büyük hata ile rehavete kapıldım ve golü yedik. Fakat o kadar çok pozisyonumuz vardı ki illa ki golü atacağız güveni le çok rahattım. Bu arada Bjk'nin de kanlısı Bursa ile kıran kırana kapışacağını ve Bursa'nın da puan kaybedeceğini düşünüyordum ama Toraman faktörünü göz ardı etmiştim. Maçın sonları yaklaştıkça stres arttı, umutsuzluk hasıl oldu ama o ne, Selçuk tribünde 2-2 işareti yapıyordu, evet Bursa gol yemişti, şampiyonduk. Hemen Onur'u aradım, o da ne, Trt'de Şampiyon Bursa altyazısı geçiyordu ama Kadıköy'de taraftar sahaya inmiş şampiyonluğu kutluyor, timsah yürüyüşü yapıyordu çünkü Bursa maçının 2-2 bittiğine dair anons yapılmıştı. Demiştim, yeryüzündeki en saçma olaylar hep bizim başımıza gelir diye, yanlış anons yapılmıştı ve şampiyon değildik, ben telefonda kardeşimle konuşup gizemi çözmeye çalışırken tribünden yükselen alevler ile olay anlaşıldı, bir son dakika faciası daha.
Ertesi gün 5478 kat güçlendirilmiş pazartesi sendromunu yaşarken kulaklarımdaki şarkı şu idi :
Müzeyyen Senar - Bursa'nın Ufak Tefek Taşları
İşin komiği ise Bursa'lılara Bjk ve Gs'lilerin de destek vererek koro oluşturması idi, yüzsüzlük zor zenaat.
26 MAYIS 2010 FENERBAHÇE - GALATASARAY
Daha taze bir olay oyduğu için çok detaylı anlatmayacağım ama 5 yıl içinde kaçan 3. son dakika şampiyonluğu olduğunu söylemem de fayda var. Öfke dolu bir yazının konusu olabilecek bir sezonun ardından duyulan gurur ile bugünün şarkısı sadece şudur :
Kıraç - Fenerbahçe 100. Yıl Marşı

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder